Aracınız ile 15 günde Yunanistan turu ve görülesi yerler

ÖNSÖZ

Merhaba arkadaşlar,

İlk blog denememde hatalarım olursa affola,aslında blog yazmak ve yayınlamak hakkında pek bilgim yoktur ancak yakın çevremden gelen yoğun istek üzerine bu işe soyundum.

Misyonum,benim gibi gezmeyi, keşfetmeyi,bilindik tatil yöreleri  ve otelleri dışında başka yerleri,kültürleri lezzetleri keşfetmeyi isteyenlerle tecrübelerimi paylaşmaktır.

Bu blogda, kendi aracıyla seyahat etmek isteyenlere, batı komşumuz ve bana göre aslında kültür ikizimiz olan Yunanistan’ın güzelliklerini benim gözümden aktarmayı ve seyahatlerinde kolaylık sağlamayı amaçladım.

Ailece yaptığımız bu gezi 5 Temmuz 2014’te İstanbul’da  başlayıp, 20 Temmuz 2014’te İstanbul’da sonlanmıştır.

Gezide yaklaşık olarak 2900 km kara yolu (2000 km Yunanistan sınırları içinde,900 km Türkiye sınırları içerisinde) ve yaklaşık 200 deniz mili (Ege denizinde Pire-Sakız-Çeşme) feribot yolculuğu yapılmıştır.

Bu uzun gezide, bana destek ve yoldaş olan sevgili eşim Ruşen’e , biricik oğlum,en büyük yardımcım Mirza’ya, lastik patlaması dışında bizi hiç yormayan ve üzmeyen aracımıza teşekkürü borç bilirim.

Ayrıca Yunanistan turu fikrini aklıma sokan ve teşvik eden kardeşim Ege’ye ve müzmin gezgin arkadaşım Hasan’a da teşekkür etmeden olmaz.Onlar olmasa bu gezi de olmazdı.

Gerek bu gezide,gerekse daha önce yaptığım 2 ayrı kısa gezide Yunan halkından,esnaftan ve resmi yetkililerden hiç bir nahoş davranış görmedik.Bilakis Türk olduğumuzu öğrendiklerinde,sevgi,saygı ve hatta ekstra ilgi alaka göstererek çok güzel misafirperverlik sundukları için Yunan halkına teşekkür ederiz.

Yıllardır siyasetçilerin iç politika malzemesi olarak kullandığı hamasi yaklaşımlar, iki ülke insanının karşılıklı seyahatleriyle birbirlerini daha iyi tanımaları sayesinde umarım kısa sürede yok olacaktır.

Her ülkenin milli tarih ve milli kahramanları olduğunu göz önünde bulundurarak eserleri ve yazıtları değerlendirin.

Lütfen ön yargılarınızı evde bırakıp bu geziye çıkın,aslında ne kadar da aynı olduğumuzu anlayacaksınız…..

HAZIRLIK SAFHASI:

Avrupa Birliği üyesi herhangi bir ülkeye yapacağınız seyahatte olduğu gibi ,geçerli bir pasaportunuz ve vizeniz olmalı.(Yeşil pasaportu olanlar vizeye tabi değil)
Şayet chipli pasaportunuz varsa Yunanistan konsolosluğu tarafından yetkilendirilmiş KOSMOS şirketine evraklarınızı teslim ettikten 1 hafta sonra vizelerinizi alabilirsiniz.(Son yıllarda en kolay EU vizesini Yunanistan veriyor)
Kendi aracınızla  ile seyahat edecekseniz ve şayet yeni tip ehliyetiniz yoksa önce TURING kurumundan (İstanbul’da Seyrantepe Sanayi mahallesinde) uluslararası ehliyet  belgesi almanız gerekiyor.
(Aracınızla seyahat edecekseniz vize başvurusunda bunu belirtmeniz durumunda yeşil sigorta ve uluslararası ehliyet isteniyor.)
Merak etmeyin çok sıra-kuyruk yok 15 dakikada alırsınız belgeleri.İpsala sınır kapısında da verildiğini duydum.
Yeşil sigorta 15 günlük,1 aylık,3 aylık 6 aylık ve 1 yıllık olarak yaptırılabiliyor ancak uluslararası sürücü belgesi 1 yıllık veriliyor.(tavsiyem ehliyetinizi yeni tip ehliyetle değiştirin,daha ucuza geliyor)
Vize başvurusunda sizden istenecek belgelerden birisi de otel rezervasyonudur.Görevli karşısında kem-küm etmemek ve daha karar vermedim dememek için www.booking.com sitesinden ücretsiz iptal edilebilir bir rezervasyon yaptırıp bunun da çıktısını yanınıza almanızı öneririm.Vize aldıktan sonra iptal eder dilediğiniz yerde dilediğiniz kadar kalırsınız.
Eğer yol bulma sizde kalıtsal bir özellik değilse veya aracınızda yoksa (bazı araçlarda var ama sadece Türkiye’yi kapsıyor)Tomtom,Sygic vb. gibi Yunanistan yollarını kapsayan duayen bir navigasyon programını ,Trip Advisor  ve Booking.com gibi seyahat aplikasyonlarını  akıllı mobil cihazınıza indirmenizi tavsiye ederim.  Ben Sygic,Trip Advisor ve Booking.com aplikasyonlarından çok faydalandım.Hemen hemen tüm otellerde ve cafelerde wi-fi ücretsiz.

Yurtdışı çıkış harcınızı (50 TL)  isterseniz bankalardan isterseniz de kapılardaki veznelerde ödeyebilirsiniz.

Nakit olarak yanınıza para (Euro) alırken birçok küçük otel ve restauranda kredi kartı kullanılmadığını ,esnafın 100 euroluk ve üstü banknotları pek sevmediğini göz önünde bulundurmanızda fayda var.

Yunan otobanlarında gişeler çıkışlarda değil yolun ortasında umulmadık yerlerde karşınıza çıkıyor bu yüzden yanınızda bozuk para bulundurun. (genellikle otomobil için ücretler 2.3- 2.40 euro.)

Bir kaç kelime Yunanca bilmeniz size ekstra şirinlik katacak ve sıcak sohbetler sağlayacaktır.
Örneğin :
Kalimera:    Günaydın,iyi günler
Kalispera:   Tünaydın,iyi akşamlar
Ephoristo Poli:   Çok Teşekkürler
Yassu:   Şerefe gibi….
Sagapou: Seni seviyorum (bekarlar için :)))

Yunan halkının bir çoğu (yaşlı kuşak hariç) ingilizce biliyor,Türk dizilerinin yoğun biçimde yayınlanması ile genç kuşak Türkçe’ye aşina.
Ayrıca  mübadele ile gelen Türkiye Rumları ve özellikle Batı Trakya Türkleri sebebi ile Türkçe bilen azımsanmayacak sayıda.Bu yüzden kendi aranızda yaptığınız sesli yorumlarınıza dikkat edin..!!Ayıp oluyor.

Yakıt olarak benzin kullanıyorsanız 95 ve 100 oktan benzin var,dizel için eurodizel aramayın zira hepsi öyle.
Benzin 1.5-1.6 euro/litre  dizel ise 1.3 euro/litre fiyattan satılıyor.Shell,BP gibi uluslararası markalar dışında Aegean ve Eko gibi yerel istasyonlar var.Hemen her istasyonda LPG bulunuyor.

Yunanistan’da plajlar ikiye ayrılıyor kendi deyimleriyle ”organized beach” şemsiye,şezlong kiralanabilen ,duş ve wc hizmeti sunan snack atıştırma ve içecek servisi yapabilen demek.
Sadece beach derlerse buralarda hizmet yok demektir.
Organize plajlarda genellikle 2 şezlong ve 1 şemsiye için 5 euro talep ediyorlar ancak birşey yiyip içeceğinizi belirtirseniz ücretsiz olabiliyor.Bu durumda en uygun sipariş ”frappe”  genellikle 2-3 euro ve yanında küçük bir pet şişe su ile geliyor.Hem serinliyor hem de susuzluğunuzu gideriyorsunuz.Kahve azaldıkça su ekleyip çoğaltmak frappe içmenin şanındandır unutmayın.
Yunanistan’da plajlar halkın kullanımına açık olduğundan kendi şemsiyesini ve şezlongunu getirenler de istediği plaja ücret ödemeden girebiliyor.Siz de eğer varsa arabanızda taşıyabilirsiniz faydalı olur.

Aracınızın uzun yol bakımı,lastik havası vb. bakımlarını tamamladıysanız ve evraklarınız da tamamsa, hazırlık safhasını bitirdiniz demektir….

YOLCULUK SAFHASI:

Yunanistan’da oteller bir çok yerde olduğu gibi genellikle saat 14.00 gibi check-in yapıyorlar.
Havaların da sıcak olması sebebiyle yolculuklarımıza sabah başlamak,etapları maksimum 2-3 saat tutmak, hem daha rahat hem de vardığınız yerde otele direkt giriş yapabilme imkanı sunuyor.
Öğleden sonra yol yapmak varacağınız yere gece varmak anlamına geldiğinden  otel ve çevresini keşfetmek açısından zor olur.Bu yüzden size sabah yolculuklarını tavsiye ederim.
Tercih ettiğimiz oteller genelde aile işletmeleri olduğundan , birçok otel yukarıdaki saatlerden daha erken de yerleşmemize izin verdi.
Yunan halkı geç yiyor,geç yatıp geç kalkıyor,öğlen pek ortalarda yoklar şaşırmayın.Siesta zamanı:)

Yunanistan’a giriş için yurdumuzda 2 kapı bulunuyor.Bunlardan  büyük olanı İpsala,küçük olanı ise Edirne Pazarkule.
İkisini de kullanan biri olarak size İpsala’yı öneririm hem çok gişe var hem de direkt Yunan otobanına bağlı.
Pazarkule’yi kullanırsanız Yunanistan içinde yaklaşık 100 km devlet yolu giderek otobana ulaşırsınız.

ÖNEMLİ NOT: Gezinizi planlarken  Gurbetçi vatandaşlarımızın (Almancı)  yol hallerini ve çektikleri sıkıntıları merak ediyorum derseniz ,Ağustos sonu ve özellikle 30 Ağustos’u seçin zira hemen hepsinin dönüş tarihi ve kapılarda 10-15 saat bekleniyor.

İstanbul trafiğine yakalanmamak için sabah tercihen saat 6.00 gibi hareketle Tekirdağ,Malkara,Keşan istikametiyle İpsala’ya saat 9.00 gibi varabilirsiniz.Yolda sürat yapmayın çünkü gezici ve sabit radarlar görev başında.
Sınır kapısında işlemleriniz yaklaşık olarak 15-30 dakika sürecektir.(kuyruk yoksa)
Türk tarafındaki Free shop’tan sigara alabilirsiniz çünkü Yunanistan’da 3-4 euro/paket ama abartmayın çünkü 3 kutudan fazlasını sokmuyorlar.İçkinin her türü Yunanistan’da ucuz olduğundan içki almanıza gerek yok.

Türkiye tarafından Yunanistan tarafına geçerken sınırımız olan Meriç nehri üzerinden geçeceksiniz bu köprünün yarısı Türkiye sınırlarında diğer yarısı ise Yunanistan’da.
Köprünün bir başında Türk ,diğer başında Yunan askerleri bekliyor.Bana ilginç geldi….
Yunanistan tarafında ise işimiz biraz daha kısa sürüyor yaklaşık 5-10 dakikada giriyoruz Yunanistan’a.

Yol kenarında göreceğiniz üzerinde haç olan ve içinde geceleri  mum yakılan mini şapeller (adını bilmiyorum) süs değil, trafik canavarına yenik düşmüş Yunanlı dostlarımız için yapılmış ağıt taşları.
Yolculuk boyunca ne kadar çok göreceğinize siz de şaşıracaksınız.Her bir şapel bir ölüm demek…

E-90 uluslarası otoyolunu kullanarak sırasıyla Alexandroupoli (Dedeağaç),Xanthi (İskeçe) , Kavala ve   Thessaloniki (Selanik) şehirlerine ulaşabilirsiniz.Yol iki şeritli bir otoban ve oldukça düzgün.Hemen hemen hiç trafik yok ve tenha hız limiti 130 km/saat kameralı radarlar mevcut.

Daha önceden gittiğimiz için bu kentlerde vakit harcamadık,malum yolumuz uzun,görülecek çok yer var.Ancak yine de sırası ile kısaca bilgi vereceğim.

Dedeağaç,Kavala deniz kenarı kentler ancak İskeçe biraz içeride.Tüm bu şehirleri merak edenler otoyoldan çıkıp araçla şehirleri turlayabilirler.Şehirler ufak olduğundan en fazla yarım saat yeter diye düşünüyorum.
Bu arada ilk gördüğünüz cafeden Yunanistan turu boyunca bol bol içtiğimiz serinletici  buzlu köpürtülmüş nescafe ”frappe” alabilirsiniz…Şeker ve süt miktarına siz karar veriyorsunuz.

Batı Trakya Türklerinin yoğun olarak yaşadığı bu şehirlerde ve yol üstündeki kasabalarda bol bol cami,köprü,han hamam görürseniz şaşırmayın.
Bu toprakları 500 sene yönetmişiz ve bu bölgenin nüfusunun büyük bir bölümü olan batı Trakya Türkleri Karamanoğulları beyliğinden Konya ve Karaman’lı hemşehrilerimiz.Rum hemşehrilerimizin büyük bölümü ise yine tüm Anadoludan mübadele ile gelenlerden oluşuyor.

DEDEAĞAÇ (ALEXANDROUPOLİ):
Sınır kapısını geçtikten yaklaşık 30 km sonra otobandan çıkarak Dedeağaç şehrine ulaşabilirsiniz.Sahil kesiminde bulunan Fener ve cafe,restaurantları barındıran caddesinden başka bence pek zaman harcamaya değmez.
Balık yemek için Fish Tavern Nisiotiko’yu tavsiye ederim,Türkçe bilen garsonları ve sahibi var,
Köfte yemek için ise Kanabidis’i öneririm.Köfteye doyarsınız porsiyonları büyük.
Denize girmek için ise çok yakın sayfiye yeri olan Makri köyüne gitmenizi öneririm.Birçok beach ve güzel restauran cafeler mevcut.

İSKEÇE (XANTHİ):
Dedeağaç’tan yaklaşık 1 saat mesafede bulunan İskeçe Türk izlerini en çok taşıyan şehirlerden biri,sırtını dağların yamacına yaslayıp ovaya doğru genişleyen şehrin Osmanlı mahallesi bu dağların eteğine kurulmuş.Mart başında ise Festivali bulunuyor.Şehir merkezi (old town) turlanabilir.
Thassos adasına en yakın şehir burası,Keramoti kasabasından adaya feribotlar kalkıyor.

KAVALA:
İskece’den yola devam edersek yaklaşık 45dk-1 saat sonra tarihi bir sahil şehri olan Kavala’ya ulaşırız.Eskinin önemli bir liman kenti,ayrıca tarihimizde Kavalalı Mehmet Ali paşanın da doğum yeriymiş.Kalesi,tarihi su kemeri ve Kurabiyeleri ile meşhur.
Buradan Thasos adasına da feribotlar çalışıyor.

Bilgilendirme faslını bitirdiğimize göre bu gezimizde gezdiğimiz gördüğümüz yerlerden bahsedelim:

1-THASSOS ADASI:

Otobandan Kavala’ya gelmeden Keramoti-Thassos Feribot tabelasıyla ayrılırsanız  20 dakika sonra küçük bir liman kasabası olan Keramoti’ye varırsınız.Yaklaşık yarım saat süren feribot yolculuğu ve 30 euro karşılığında  dünyaca ünlü Thassos mermerinin çıkarıldığı adaya ayak basabilirsiniz.
Ada çevresi yaklaşık 90 km. ve indiğiniz kasaba adayla aynı adı taşıyor adada birçok butik otel ve aile işletmesi pansiyonlar var.Genellikle fiyatlar oda başı 50-60 euro.
Makryammos (Golden beach), Marble beach, Alyki beach gibi güzel kumsalları bulunan adada ayrıca Panagia gibi dağ köyleri de görülmeye değer.
Sahil köylerinde deniz ürünlerinin her türünü uygun fiyata yiyebilirsiniz,
Bir dağ köyü olan Panagia’da ise kuzu,oğlak veya piliç,domuz çevirme ile  kokoreç ünlü.Mutlaka deneyin
kokoreç içerisinde ciğer sarılmış ve çok lezzetli
Genellikle Yunanistan’da hemen her restaurantta:
Cacık(tzaziki),patlıcan-kabak kızarma,greek salad,saganaki cheese(kızarmış peynir),fava  gibi nefis mezeler,
Izgara ahtapot,kalamar veya kızarmış kalamar,midye,balık gibi ürünler (istenirse kilo ile de veriliyor)
Dolmaki (yaprak sarma- dolma),musakka (beşamel soslu),souvlaki (şiş),gyros (döner) gibi yemekler de var.
Adadaki ünlü restaurant Simi rezervasyon yaptırın çok kuyruk oluyor.Ben çok fark göremedim lezzet neredeyse her yerde standart gibi.Mezeli,deniz ürünlü,uzolu yemek genelde kişi başı 15 euro civarı.
Bizim damak tadımıza uygun uzo Barbayanni (mavi renkli olan).Biralarda ise Mythos ve Fix Yunan birası.

Adadaki plajlardan
Makryammos otelinin plajı,(girişte plaja geldiğinizi belirtip otelin plajından yararlanabilirsiniz.
Chyrissi Ammoudia (golden beach) uzun kumsala sahip ve oldukça sığ,sabah sakin öğleden sonra dalgalı ve eğlenceli.(organized beach)
Skala Potamias Potamya köyünün iskelesi ve plajı
Marble beach, mermer parçalarından oluşmuş kumu yüzünden turkuaz renginde bir plaj ancak yolu biraz bozuk ve tozlu ama gitmeye değer.(beach)
Alyki beach,adanın güneyinde ve karayolunun altında kalıyor bir,yol kenarına park edip aşağıya inin ve keyfini çıkarın. (organized beach).Yeme içme imkanları olan ve benim favori plajım.
Giola Lagün’ü ulaşması biraz zahmetli (arabayı bırakıp yaklaşık 1 km yürümek gerekiyor) ve deniz kenerında kayalıklar içine doğal yollarla oyulmuş bir havuzu andıran çok güzel bir lagün.

Adada daha ismini sayamayacağım irili ufaklı yüzlerce plaj var zevkinize uygun olanını seçebilirsiniz.
5-10 km. yol yapıp dağ köylerine de mutlaka çıkın pişman olmazsınız….
Biz adanın çevresini dolaşıp (2 gün konaklayarak) gezdik ve çok beğendik.
Adadan ,geldiğimiz gibi Thassos kasabasından bineceğiniz feribotla Keramoti’ye geçebilir veya Selanik feribotunu kollayabilirsiniz.

2-HALKİDİKİ YARIMADASI:

Sırada Chalkidiki yazılıp Halkidiki okunan yarımada var.
Thassos feribotundan inip Keramoti’den tekrar otobana bağlanıp Selanik üzeri gidebileceğiniz gibi Kavala’dan sonra Stavros istikametine otobandan ayrılıp devlet yollarını kullanıp kasaba ve köylerin içinden geçerek de gidebilirsiniz.
Selanik şehrinin hemen güneyinde yer alan ve denize parmak gibi uzanan 3 adet yarım adadan ortadaki Halkidiki yarımadasıdır.Soldaki Kassandra sağdaki ise sadece erkeklerin girebildiği ve kutsal sayılan birçok manastırın bulunduğu ve keşişlerin yaşadığı Athos yarımadası.

Biz gezimizde daha sakin olan Halkidiki’yi tercih ettik.Burada genellikle mübadele ile gelen anadolu rumlarının kurduğu kasabalar var.Zaten isimleri de oldukça tanıdık Neos Marmaras (marmara adasından),Neos Moudania(mudanya’dan) gibi…Biz Neos Marmaras ve Vourvourou kasabalarında 2 şer gün konakladık.
Aile işletmesi olan bu küçük otellerden çok memnun  kaldık.

Neos Marmaras’ta akşam yemeğimizi bir gece sahile kumlara yerleştirilen  Thessaloniki Restaurantta ,bir gece de limanda deniz üzeri platformda Chiristos Fish tavern de yedik.Deniz ürünleri ve mezeleri muhteşem.

Porto Koufos ,Nikiti,Vourvourou ve  Sarti  diğer seçenekler.(bu kasabalar arası 15-30 dakika).Yol üzerinde onlarca plaj var.
Sarti’deki Orange beach muhteşem doğası ve renkleriyle mutlaka görülesi yerlerden biri.
Vourvourou ve Porto Koufos muhteşem.
Dilediğiniz plajı seçebilirsiniz ayrıca otel ve motellerin de plajından faydalanabiliyorsunuz.(5 euro/kişi)

Ayrıca bölgede karavan ve camping için güzel yerler de mevcut,Armenistis Camping Dünyaca ünlü.

Neos Marmaras’tan sonra Vourvourou köyüne doğru yol aldık.İster yarım adanın aşağısından yani Koufos ve Sithonia’dan dolaşarak,isterseniz de Nikiti tarafından Vourvourou kasabasına ulaşabilirsiniz.Yol boyunca bir çok plaj ve camping alanı var.

Vourvourou köyü küçük ve güzel bir yer,harika bir koyu var ve günbatımı manzarası muhteşem.Aynı adı taşıyan otele uğrarsanız dostum Makis , sevgili eşi Maria ve İstanbul Çukurcuma göçmeni  ”Paşamu” lakaplı babalarına selamlarımızı iletebilirsiniz.Size güzel plajların ve restaurantların bir haritasını seve seve çıkartır.
Makis’in tavsiyesi üzerine gittiğimiz plaj dönüşü, muhteşem gün batımı ve harika lezzetler sunan Paris restaurantta akşam yemeklerini yedik.Öğlen ise köyün pizza fırınını test ettik başarılıydı 3 kişilik büyük pizza 12 euro civarı.

Kassandra yarımadası ise Selanik şehrinin sayfiyesi gibi ve daha çok gece hayatı içeriyormuş.O yüzden tercih etmedik.Burada da Neos Mudania ve Neo Fochaia (Foça) gibi yerler var.

3-THESSALONİKİ (SELANİK)

Vourvourou köyünden sabah hareketle yaklaşık 1 saatte Selanik şehrine varabilirsiniz.Eskimiş ama yine de bize sıcak gelen şehir çok klasik bir tabirle İzmir’e benziyor.
Önemli bir liman şehri olan Selanik çok uzun bir süre yönetimimizde kalmış.Atamızın  doğum yeri olan Selanik aynı zamanda eşimin dedelerinin, amca ve halalarının da doğum yeri.O yüzden bizdeki yeri ayrı.
Aristothales meydanı ,Liman ve Beyaz kule civarı hareketli ve gezilecek yerlerden.Bence 1 gün Selanik için yeter.Yemek için Frutti di Mare adlı restaurant’ı veya hemen arka sokaktaki balık pazarı içindeki salaş restaurantları deneyebilirsiniz.
Biz daha önce Selanik’i gezdiğimiz için biz sadece patlayan lastiğimizi yenileyip yola devam ettik.

4-METEORA KÖYÜ (KALAMPAKA)

Selanik’ten ayrılıp yönümüzü Adriyatik sahillerine çevirdik.Yine bir liman kenti olan ve genellikle İtalya seferlerinin yapıldığı İgoumenitsa şehrine giden  E90 otobanında 2 saat gidip daha sonra Kalampaka tabelasından saptık, yaklaşık 1 saati virajlı dağ yollarından olmak üzere toplamda 3 saat ve 250 km yol alarak büyüleyici Meteora köyüne vardık.
Otelimiz bir köy evi.(San Giorgio Villa )1 gece konakladık.Mis gibi serin havası çok iyi geldi.
Dağ yolunda nefis ”souvlaki” (şiş) yapan bir restaurant var.Domuz mu? Kuzu mu? sorusunu sormayı unutmayın..!
Meteora köyü, Kalampaka kasabasının hemen yanıbaşında, masif kayaların üzerine kondurulmuş ve hala aktif olan manastırlarda  yüzyıllardır keşiş yetiştiriyorlar, Bizans’a (patrikhaneye) bağlı durumdalar.
Bence mutlaka görülmesi gereken bir köy. Herşeyden öte bir doğa harikası.
Manastırlara çıkmak isterseniz sıkı kondisyon gerektiriyor ,yüzlerce merdiven var.
Yerel firmalar yarım günlük turlar yapıyorlar ,biz önceden rezervasyon yaptırmadığımız için turda yer bulamadık ve kendi aracımızla gezdik.Tamamı 5 km ye yayılmış 4-5 tane irili ufaklı manastır var.

Önemli Not: Manastırlar halen aktif olduğundan açık kıyafetlerle almıyorlar bu yüzden erkekler diz altı şort, bayanlar ise pantolonla gitmeli.Aksi taktirde ya girmeyeceksiniz ya da orada dağıtılan kıyafetleri giyeceksiniz.

5-PARGA

Meteora’ya sabah turuyla veda ettikten sonra yine yaklaşık 1 saatlik virajlı kasaba yollarını kullanıp  E55 otobanına ulaştık.Bu otoban üzerinde bizdeki Bolu dağı tüneli gibi 10-15 adet devasa tünellerden geçerek ve sık sık para ödeyerek İgoumenitsa’ya varmadan 15 km önce Parga tabelasıyla otobanı terk ettik.Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra, kıvrıla kıvrıla Parga’ya vardık.
Parga her ne kadar ”Muhteşem Yüzyıl” dizisiyle bilinmeye başlasa da aslında tarihte önemli bir kıyı kentiymiş. Kasabada Yunan ve İtalyan karışımı bir hava var tarihi dokusu korunmuş ,çok hoş bir kasaba.
Venedik kalesi ve Ali Paşa kalesi ziyaret edilebilir.Mini trenle turlara katılınabilir.(kişi başı 6 euro)
Ana limanın sağında ve solunda bulunan güzel plajları,daracık merdivenli sokakları ve evleri ile harika bir yer.

Burada 2 gece kaldık.Sabah kahvaltımızı Köyün fırınından yeni çıkmış böreklerle yaptık.Nefis ıspanaklı,peynirli börekleri oldukça ucuza yiyebilirsiniz.Bir çok restaurant seçeneği var.
Otelimizin (Krioneri beach studios) hemen önündeki plaj, çakıllı ama akvaryum gibi tertemiz.Otelin hemen yanında koya nazır harika bir cafe  var.Parga 2 gece kalmayı hak ediyor.

6-PREVEZE YOLUYLA LEFKADA ADASI :
Parga’dan ayrıldıktan sonra yine E55 yoluyla güneye doğru inmeye devam ettik hedefimizde bu kez Barbaros Hayrettin’in Andrea Doria’yı perişan ettiği Preveze var.Daha önce okumuş olduğum bir kaç gezginin blogunda ” Preveze yerine Parga’da kalsaydık” tavsiyesine uyarak Preveze’yi sadece araba ile dolaşmayı yeğledik.Oldukça büyük olan körfez neredeyse bir göl gibi çok dar bir girişi var ve şehir buraya kurulmuş.Bize pek ilginç gelmedi.Esas hedefimiz bu gezide tanıdığımız Yunan arkadaşımız Makis’in mutlaka gitmelisin dediği Lefkada adası.Preveze’den ayrılıp ,deniz altından geçen tüneli kullanarak Lefkada tabelalarını ve navigasyonumuzu takip ederek adaya vardık.Ada dediğime bakmayın ,ada ama açılır kapanır bir köprü ile ana karaya bağlanıyor,bir nevi Cunda adası.
Lefkada kasabasında arabayla turladıktan sonra ”Discover Greece” adlı siteden edindiğimiz bilgiler ışığında adanın güneyine Vasiliki’ye doğru yol alıyoruz.Yaklaşık yarım saat sürüyor.İrili ufaklı birçok köyün içinden geçerek bir sörf cenneti olan Vasiliki’ye varıp otelimize yerleşir yerleşmez (Nefeli studios) aslında rengine hayran olduğumuz PORTO KATSİKİ (Keçi limanı) plajına doğru yola çıkıyoruz.Plaj navigasyonda gözükmüyor, mutlaka sorun,ancak yola çıktıktan sonra bir çok aracın sapa ve dar dağ yollarında nereye gittiğini takip ederseniz yol sizi plaja götürüyor.Zaten bir süre sonra tabelalar da ortaya çıkıyor. 35km yol  yaklaşık 45 dakikaya yakın sürüyor diyeyim, siz de yol hakkında fikir sahibi olun.
Fakaaat koya geldiğinizde, neden bu yolu geldik sorusu anlamını yitiriyor.Aracınızı boş yer varsa ücretsiz otoparka,yoksa ücretli otoparka bırakıp biraz 5 dk. kadar yürüyüp yaklaşık 50 basamak ineceksiniz.Yanınıza deniz ayakkabısı ,varsa şezlongve şemsiye  almak iyi fikir.Yoksa ziyanı yok ,bizim gibi kayaların kovuğunda gölgelenirsiniz.Merdivenlerden aşağı inerken biraz sonra muhteşem renkli sularda yüzme hayali kurmak,uygun bir kaya kovuğu bulup eşyalarınızı koymak ve kendinizi serin sulara atmak yaklaşık 1 dakika sürüyor.Bir çok yerde denize girmemize rağmen mavinin böyle güzel tonlarını hiç görmedik.Deniz girdikten 2 metre sonra derinleşiyor ve dalgalar oldukça güçlü,yüzme bilmeyenler dikkat!Bu plajın bir benzeri daha varmış ancak 400 basamak inildiğini duyunca vazgeçtik.İşte resimleri …..

Akşam gün batımı manzarasının muhteşem olduğunu söyledikleri Porto Katsiki’den akşamı beklemeden ayrıldık tabii merdivenleri geri tırmandıktan sonra bu harika manzaraya karşı Mythos eşliğinde elvada diyerek.Amacımız Vasiliki’de de denize girmekti.
Sörfçülerin uğrak yeri olan Vasiliki’de deniz Çeşme gibi sığ,100 metre yürümeme rağmen su belime geliyordu. Deniz tabanı ince kumlu ve hafif serin ,otellerde şezlong ,şemsiye ve sörf araçları ücretsiz.

7-PATRAS YOLUYLA KATO ACHAİA-  MORA YARIMADASI (PELOPONESSOS)
Vasiliki’den yine sabah ayrılıp geldiğimiz yolları takip ederek önce Lefkada’ya oradan da yaklaşık 2 saat süren 170 km lik bir yolculukla Kato Achaia’ya doğru yola çıkıyoruz.Amacımız tüm Mora yarımadasını turlamak olduğundan daha fazla yorulmamak için bu küçük köyde 1 gece konaklayıp yola devam etmek.Yolumuz üzerinde Yunanistan’ın 4. büyük Mora’nın ise en büyük şehri Patras var.Mora yarımadası insan yapımı Korint kanalı ile anakaradan ayrılıp ada haline dönüştürülmüş ancak yeni yapılan Rio-Anti Rio köprüsüyle tekrardan bağlanmış.Köprü geçiş ücreti 13 euro,çok şükür bizde ucuz.
Mora’da 3 büyük kent var Patras,Korinth ve Kalamata.Tarihte hayli önemli olan ve adını tüm dünyanın duyduğu Sparta ve Olimpia ise daha küçükler.Bu kadar coğrafya dersinden sonra Kato Achaia kasabasındaki Castello otele yerleşip dinlenmeye ve deniz sporlarına başlıyoruz.

Köprünün diğer tarafında yani anakarada Nafpaktos kasabasını da tavsiye ediyorlardı,ben Kato Achai’yi tercih ettim ama sanırım orası biraz daha iyiymiş.(keşke dememek için yazmıyorum). :)Ayrıca antik Yunan’da kahinlerin yaşadığı DELPHİ şehri de oraya yakınmış….

8-OLİMPİA YOLUYLA KALAMATA:
Kato Achaia’dan sabah kahvaltımızı yapıp yola çıktık,hedefimizde antik çağda ilk olimpiyatların düzenlendiği Olimpia kasabası var.
Pirgos şehrine kadar Pirgos tabelalarını takip ederek yaklaşık 1 saat yol alıyoruz.Daha sonra Olimpia tabelalarına yönelip yaklaşık 15 dakika daha gittiğimizde, şu anda kasaba olan ama tarihte önemli bir şehir olan Olimpia’ya vardık.Aracımızı park edip harabelerin olduğu tarafa yöneldik.
Turların uğrak yeri olduğundan oldukça kalabalık turist kafilesiyle beraber , 3 kişi için 12 euro ödeyerek (öğrenci varsa belirtiniz) harabelere girdik.Oldukça geniş bir alana yayılmış durumda tapınaklar ,spor alanları,sunaklar vb. yapıların arasında  çok sıcak bir havada dolaştık.
Koşu,Güreş,Cirit ve Disk atma gibi spor dallarında  tamamen çıplak olarak halkın ve soyluların huzurunda yarışan sporcuları gözünüzün önüne getirin.Burada ilk stadyumu ve ilk Protokol tribününü de gördük.Demek ki bazı şeyler hiç değişmiyor.(proto: ön,öndeki    kolos: popolar   protokolos:öndeki popolar anlamındadır….)
Geziyi tamamlayıp sıcaktan bayılmamak için kasabaya faytonla geri dönüyoruz.(kişi başı 2 euro Mirza’nın fikri)Öğlen yemeğimizi burada Gyros(döner) eşliğinde yaparak daha güneye Kalamata’ya yöneliyoruz.Kalmaya gerek yok kararı çıkıyor aile meclisinden.

9-KALAMATA:
Olimpia’dan tekrar Pirgos’a dönerek ve anayolu takip ederek Kalamata’ya yöneliyoruz.Yaklaşık 1.5 saat yol alarak Yunanistan’ın ve Mora’nın en güneyindeki şehir olan ve bizde sofralık zeytin cinsi  olarak bilinen Kalamata’ya varıyoruz.Gerçekten de her yer zeytinlik.Otelimize yerleşip hemen sahile koşuyoruz bu gün sıcaktan bunaldık bir an önce serinlemeliyiz.Akşama şehirde biraz turluyoruz istasyon civarında yemek yiyoruz, şehir merkezi boş görünüyor otele dönerken navigasyonu dinlemeyip kendi kafama göre güneye denize yönlendiğimde şehrin neden boş olduğu anlaşılıyor.Hemen herkes sahildeki cafelerde oturuyor.Otelimize dönüp uykuya çekiliyoruz çünkü yarın gördüğüm resimleriyle beni oldukça heyecanlandıran Limeni köyüne doğru yola çıkacağız.

10-LİMENİ-AREOPOLİS:

Kalamata’dan yaklaşık 75 km daha güneyde ,artık neredeyse Mora yarımadasının ucu diyebileceğimiz bir yerde ,dağların üzerinde ortaçağdan kalma Areopolis köyü ve bu köyün deniz kenarındaki limanı LİMENİ yeni hedefimiz.Resimlerinden görerek mutlaka burada kalmalıyım dediğim bu güzel köy beni haksız çıkarmadı.2 saatlik oldukça dar ,virajlı yollardan geçtikten sonra köye geldiğimizde ne derece doğru bir seçim yaptığımızı anladık.Tamamı topu topu 15 evden oluşan bu köyde tüm evler taştan yapılmış ve hemen hepsi deniz kenarında.Tepelerin yamaçlarına doğru hala yapımı devam eden birkaç ev de vardı.Umarım bu şekilde kalır.
Otelimiz olan MavroMikhaili adını yörenin ulusal kahramanından (bizdeki Çakırcalı Mehmet efe konağı gibi) alıyor.1760 yılında yapılan konak 2007 de restore edilerek otel haline getirilmiş.Denize sıfır ve tam batı yönünde koya hakim yerleşmiş mini bir kale sanki.Otel görevlisi beni görünce (2.00m boyundayım)  hiç bir talepte bulunmadığımız halde (internetten yer aldığım için) rezervasyon yaptırdığımız odayı değil de konağın en büyük odasını bize verdi.
Otelde sadece 4 oda var ve hepsi deniz görüyor.Oldukça kaliteli ve zevkli restore edilmiş.Kendisine teşekkür edip odaya yerleşir yerleşmez soluğu bu inanılmaz köyün turkuaz rengindeki tertemiz sularında aldık.Sahilde bir kaç cafe ve restaurant var sadece, oldukça sessiz ve sakin bir köy.Akşama kadar denizin keyfini çıkarıp cafelerde alıştığımız Yunan mezelerinin keyfini çıkardık.

Limeni’de güneşi batırdıktan sonra, 5 km yukarıda bulunan  Areopolis köyüne yemeğe gidiyoruz.
Otel görevlisinin tavsiyesiyle gittiğimiz Yunan mutfağı sunan bu restoranda tandırda pişmiş limonlu keçi eti yedik.Oldukça lezzetliydi.
Köy meydanındaki büyük ve küçük kilise civarında birçok eski evi onararak restaurant ve otel haline getirmişler.Meydanda tabii yörenin efesi Mavromihaili’nin de heykeli vardı.

Gece otele dönüp pencereleri sonuna kadar açıp denizden esen rüzgara bırakıyoruz kendimizi,otelin taş duvarlarına vuran dalga sesleri ninni olup uyutuyor.Sabah erken uyanıp otelde bize özel hazırlanan kahvaltımızı deniz kenarında yapıp,üzgün bir şekilde ayrılıyoruz Limeni’den.Bu kadar güzel olduğunu bilsek en az 3 gün buraya ayırırıdık.Ancak planlarımızı Atina’dan feribotla Sakız’a ve oradan Çeşme’ye geçerek Türkiye’ye dönüş olarak kararlaştırdığımızdan (internetten feribot bileti aldığımızdan) pişman biçimde yola koyuluyoruz.Sana söz Limeni tekrar geleceğiz.
11-SPARTA-KORİNTH YOLUYLA ATİNA:
Yaklaşık 270 km ve 3.5 saat sürecek Atina yolculuğuna başlıyoruz.Yolda tarihi Sparta’dan ve dünyaca ünlü Korint kanalından geçeceğiz.Yollar sakin ve tenha 1saat sonra Sparta’ya varıyoruz 300 Sparta’lı filminden olacak böyle acayip tarihi bir şehir bekliyor insan ama sağlı sollu askeri garnizonların arasından geçerek ulaştığımız köhne bir şehir olan Sparta’da açıkçası ilginç hiç bir şey göremedik.O yüzden arabayla turlayıp yola devam ettik.
1.5 saat kadar  daha yol aldıktan sonra Korint şehrine yaklaşırken navigasyona ısrarına rağmen otoyoldan çıkarak devlet yoluna saptık.Amacımız Korint kanalı üzerinde durup resim çekmekti.Gerçi otobanda kanal üzerinden geçiyor ama orada duramayacağımızı düşündük.Aracımızı köprü başındaki park yerine bırakıp yaya olarak köprüye çıktık.Bir kaç fotoğraf çektikten sonra Atina’ya ulaşmak ve günü kaybetmemek için tekrar otobana girdik.

Yaklaşık 1 saat otoban yolculuğundan sonra özellikle Atina merkezinde yer ayırttığımız otelimize yerleştik. Oteli tercih ederken Akropolis ve Plaka’ya yakın olmasına ve otoparkı olmasına dikkat ettik.Çünkü Atina’da park problemi var.Üzerimizi değiştirip hemen Akropol ve Plaka bölgesini keşfe çıktık.Burada 2 gündüz 1 gecemiz var acele etmek lazım.Otel merkezi olduğu için 5 euro karşılığında hemen her yere taksi ile ulaşabildik.Atina’da metro var ancak yeryüzünde dolaşmak daha cazip.Ayrıca tüm avrupa’da yaygın olan ”hop-on hop-off ”  üstü açık otobüsleri de tercih edebilirsiniz.Akropol ,malum Atina’nın simgesi, kente yukarıdan bakan kayalık bir tepeye inşa edilmiş tapınaklar silsilesi.Biraz tırmanarak tepeye ulaştık.Her yerde görevliler hala süren restorasyon çalışmalarından olsa gerek ”oraya elleme,buraya çıkma ” gibi sözlü uyarılarda bulunuyorlar.Tepeden şehrin dörtbir yanını görebiliyorsunuz.Açıkçası Atina çarpık şehirleşmiş bir başkent.Onu da Atina Mimarlar Odası düşünsün.

Çokça fotoğraf çektikten sonra aşağıdaki müzeye yöneliyoruz müze serin ve güzel biraz dolaşıp biraz dinlendikten sonra akşam üzerine doğru Trip Advisor aplikasyonunun önerisi ile oğlum Mirza’ya bir atraksiyon hediye etmek istiyorum ”ATHENS CLUE ”.Bir odaya sizi kapatarak çeşitli deliller,anahtarlar ve çözümlerini bulmanız gereken bulmacalarla dolu 60 dakika geçirmek tam da onun yaşındaki çocuklara uygun.Tabii rezervasyon yaptırma fırsatımız olmadığından yer bulamıyoruz.Tam bu sırada biraz şansımız biraz da Türk olmamız bize kapıları açıyor ve içerideyiz.Katılanların sadece %30 unun çözümü ve katili bulup dışarıya çıkabildiği odadan, muhteşem bir takım çalışmasıyla kurtulmayı başarıyoruz.Tavsiye ederim oldukça heyecanlı ve zevkli.5 ayrı oda ve 5 ayrı dava var.Biz Sherlock odasındaydık.Kişi başı giriş 13 euro.

Kendimizi ödüllendirmek için eski adı TURCOLİMANİ (Türk limanı) yeni adı MİCROLİMANİ  olan Atina’nın liman ve  marina bölgesi PİRE’ye doğru yola çıkıyoruz.İsterseniz PAŞALİMANİ’da var,yakın…Burada yemeğimizi yedikten ve Grek kahvelerimizi içtikten sonra otelimize dönüyoruz.Yarın uzun olacak.
Ertesi sabah otelde kahvaltımızı yapıp dün gezemediğimiz Plaka,Bit pazarı gibi eski Atina sokaklarını, Parlemento binası ve saat başı komik kıyafetli askerlerin yaptığı nöbet değişimini izleyeceğiz.
Güzergahımız üzerinde olduğundan önce parlemento binası ve meçhul asker mezarı önündeki törene biraz da saati ayarlayarak katıldık.

Parlemento binası önündeki ziyaretten sonra sırtımız Parlementoya vererek karşısındaki parkın içinden geçiyoruz.Parktan başlayarak Plaka’ya kadar uzanan ve İstanbul’daki İstiklal caddesinin benzeri olan trafiğe kapalı Ermou caddesinde dolaşa dolaşa Plaka ve Bit pazarına varıyoruz.Bu bölge Atina’nın eski yerleşim bölgesi birçok dükkan ve restaurant var.Bu bölgede çok hırsızlık olduğunu belirten dükkan sahipleri çanta ve cüzdanlarınıza dikkat etmenizi tembihliyorlar!

Artık Atina’ya veda vakti geliyor Feribotumuza biniş işlemlerini tamamlamak için 2 saat önce Pire (pireus) limanında olmamız gerekiyor.Buradan saat 21.00 da kalkacak feribot sabah saat 5.00’da Sakız(chios) adasına varacak ve biz ineceğiz.Pire limanından hemen hemen tüm adalara feribot kalkıyor,bunların biletlerini www.greekferries.com gibi web sitelerinden alabileceğiniz gibi acentalardan da alabilirsiniz.Aracıyla Türkiye’ye geçmek isteyenler Rodos bağlantılı Marmaris, Sakız bağlantılı Çeşme ve Kos bağlantılı Bodrum’dan giriş yapabilirler.Biz özel sebeblerimizden dolayı Çeşme’den giriş yapmayı tercih ettik.Bilet fiyatları :BLUESTAR FERRIESaraç için Atina-Sakız 84 euroyolcular 42 euro dur.(airseats)Feribotta air seats denilen uçak koltuğu tipi ,güverte (numarasız) ve kamaralar mevcut ve hepsi farklı fiyatta.Biz uyumayız gidene kadar güvertede sohbet ederiz diyenler daha ucuza mal edebilirler,yok ben kamarada uyurum faslı biraz tuzlu…

Saat 21.00 de hareket eden gemimiz 7 katlı bir feribot saatte 26 knot hız yaparak bizi Sakız adasına indirdikten sonra Midilli’ye devam edecek.Görevlilerin milimetrik yerleştirdiği aracımızdan çıkarak yerlerimizi buluyoruz.Daha sonra güverteye çıkıp Pire limanı manzarası izliyoruz ve hareket saatini bekliyoruz.Sabah erkenden Sakız adasında olacağız.

12- SAKIZ (CHIOS):
Sabah saat 04.30 gibi görevlilerin anonsuyla uyandık,gece geç saatlere kadar güvertede ve gemide gezindik yemek yedik,sigara içilebilen açık hava alanlarında vakit geçirdikten sonra saat 1.00 gibi uyumuştuk.Tabii bu durum hafif sersemlik yaptı bünyemizde.Limanda indikten sonra hem kahvaltı ettik hem de Çeşme’ye gideceğimiz feribotun biletini almak için acentanın açılmasını bekledik.Zaten o saatte otele girme şansımız yoktu.

Çeşme biletimizi alır almaz kalacağımız köye Aghai Fotsia’ya doğru hareket ettik,yaklaşık 15 dakika sonra sahibini telefonla uyandırdığımız İro apartmenstayız.Yatıp biraz uyuduktan sonra denize girmeye karar verdik.

Bütün gün denize girdikten sonra hem gezmek hem de alışveriş yapmak için şehir merkezine gittik.Birçok dükkan Türkçe bilen elemanlar çalıştırıyor.Adanın meşhur sakız ağaçlarından çıkan damla sakızıyla yapılmış,Mastika,Likör,Reçel vb. alışverişlerimizi yapıp ara sokaklara dalıyoruz.Akşam olmasıyla karnımız acıkıyor ve Türk bir hanımın çalıştığı ve tavsiye edilen Bosphorus Restaurant’a gidiyoruz.Günübirlik karşılıklı gidiş gelişler oldukça fazla olduğundan Türkçe bilen çok.Selda hanım buraya evlenip gelmiş iki yerde birden çalışıyor hem Likörcü’de hem de Restaurant’da.Tavsiyeleriyle güzel bir yemek yiyoruz ve yarın sabah saat 8.00 deki feribotumuza geç kalmamak için köyümüze dönüyoruz.
13- ÇEŞME:
Sabah erkenden Limana geliyoruz burada hızlıca kahvaltı ediyoruz ve Feribot için sıraya giriyoruz saat 7.00 .Firmamız Ertürk Lines.Ücret, araç ve yolcular için yaklaşık 160 euro.Feribot saat 8.00 de kalkacak ama kimsecikler yok.Birazdan ağır adımlarla günübirlikçiler ve bizim gibi Yunanistan’ı motosikletle gezmiş 3 kişi geliyor.Pasaport ve Gümrük polisi elinde frappeleriyle 7.30 da dükkanı açıyorlar.Aceleye gerek yok işler yetişir…Tabii yetişmiyor 8.00 de kalkacak feribot 8.40 ta kalkabiliyor.Neyse şunun şurasında ne kaldı… yaklaşık 30 dakikada karşıya geçiyoruz.Çeşme’deyiz.Buradan sonrasını hem siz hem de biz bildiğimizden yazmaya gerek duymuyorum.Özel işlerimizi hallettikten sonra istikamet İstanbul …
Son aldığım bilgiye göre Çeşme -Atina feribot seferleri de başlamış durumda artık ulaşım daha da kolay.

Darısı yeni yerler,yeni seyahatlerin başına…..Yunanistan’ın doğu kıyıları ve Sporades adalarından olan SKOPELOS ve SKHİATHOS adalarıyla ilgili gezi yazılarım için www.arabaileyunanistanturu2.blogspot.com.tr linkine bakabilirsiniz.Ayrıca BULGARİSTAN,SIRBİSTAN, BOSNA HERSEK ,HIRVATİSTAN,KARADAĞ,KOSOVA,MAKEDONYA ve YUNANİSTAN’ı kapsayan BALKAN TURU için www.arabailebalkanturu.blogspot.com.tr linkine bakabilirsiniz.